EY;TÜRK MİLLETİ HAFIZANI DİRİ TUT!..
Cenabı Allah’ın bana
hizmet etmeleri için yarattım diye Müjdelediği Müslüman Türk Milleti.
Bilinmelidir ki, bizler bu kritik coğrafya üzeride bulunan Türk vatanına
kara sevdayla sevdalanmış, namus demişiz.
Şu açık ve
Seçik olarak bilinmelidir ki, bu coğrafya üzerinde oturmanın, Bu
namus'a sahip çıkmanın bir bedeli var. Hem de çok ağır bir bedel
i.
İşte Müslüman Türk Milleti asırlar boyu bu bedeli nice civanlarını
şehit vererek ödemiştir. Halen de ödemeye devam ediyor. Anlayacağınız bu
şehit vermeler yeni değil, asırlara dayanmaktadır. 1071 de Muhammed
Gazi Alpaslan Han’ın, Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türk’e açıp, bu
diyarı Türk vatanı yapmasıyla birlikte başlamış ve o gün bu gün devam
ede gelmektedir. Evet, Yüce Türk Milleti Allah’ın izniyle bu namusum
dediği vatanı uğuruna yarında can vermeye kanını dökmeye devam
edecektir. Allahüâlem Türk’ün ateşle imtihanı kıyamete kadar da süreceğe
benziyor.
Ülkemiz de bu sevdadan bir haber olan
bazı kesimler bilinçli veya bilinçsiz olarak, kutsal mücadeleyi sekteye
uğratmak için boğazlarını yırtarcasına bağırıp çağırmaktalar ve yeter
artık ne bu şehit-şehit diye nümayişler yapmaktadırlar. Ancak bu işin
farkında olan, Aziz Türk Milletinin büyük ekseriyeti ise şehitler
vermenin amacını bilmelerinden dolayı, sokaklara dökülüp iç ve dış
düşmanların ekmeğine yağ sürmemeye özen göstermektedir.
Eğer Milleti bu coğrafyasında kıyamete kadar yaşamak istiyorsa ve
vatanını da namus biliyorsa, mücadeleden geri durmamalıdır. Bu gerçeği
aklından hiç çıkartmamalıdır.
Türk Milleti sadece
ortada görülen PKK’yla mücadele etmediğini bilerek, uyanmalı ve hep
uyanık bulunmalıdır. Daima gözlerini ve kulaklarını açık tutmalı bu
çalışmalarını da, Sağcısıyla, Solcusuyla, Dinlisiyle, Dinsiziyle,
Alevi’siyle, Sünni’siyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla Kürt’üyle ve Türk'üyle
birlikte yapmalıdır. Millet ölüm uykusundan uyanmalı ve titreyip kendine
dönmelidir.
Artık siyaset cambazlarının peşini
bırakmalı çirkef siyasi çekişmelerin dışında kalmalıdır. Gün bu gün
zaman da bu zamandır. Köprülerin altından çok sular akmış neredeyse
geriye dönüşü olmayan bir yola da girilmiştir. Bu dönülmez yoldan geriye
dönmenin ve çıkabilmenin tek bir çaresi vardır. O da hep beraber
yediden yetmişe Edirne’den Kars’a kadar, İktidarıyla ve Muhalefetiyle
birlikte bir olarak sen ben kavgasına düşmeden akıl ve mantık
birlikteliği oluşturup, karşısında ki mücadele ettiği düşmanını veya
düşmanlarını çok iyi tahlil etmeli ve iyi de tanımalıdır. Mücadele
ettiği gücün sadece, PKK, KCK ve BDP’den ibaret olmadığının bilincine
vararak, olaya o şekilde yaklaşmalıdır. Millet olarak, bu işin sadece
terör örgütü PKK tarafından yapıldığına inanılmamalıdır. Eğer inanılırsa
bu iş bilmezlik ve saflık olur. Bu yapı iyi okumalı ve eli kanlı katil
taşeron örgütün arkasında ki, güçlerin yüzyıllar öncesi mücadele ettiği,
haçlılar olduğunu bilmeli ve buna kesinkes inanmalıdır. Ne yazıktır ki,
gizli haçlı birlikteliği iç ve dış düşmanların da desteklerini almak
suretiyle ülkemizde faaliyet gösteren Başta PKK ve tüm illegal örgütleri
sağ, sol, dinli ve dinsiz demeden kullanarak, Müslüman Türk’e son
darbeyi vurmak istemektedirler. Tıpkı tereyağından kıl çeker gibi Terör
örgütlerini madden ve manen desteklemek suretiyle hiç bir zarar ve
sıkıntı görmeden emellerine kavuşmayı amaçlamaktadırlar. Bunlar hayal
değil tamamen gerçektir.
Aziz Türk Milleti PKK
alelade bir örgüt değil, PKK ve benzeri terör örgütlerinin arkasın da
yüzlerce devlet vardır. Üstelikte süper güç denen devletler ki başı
çekmekteler.
Bu haçlı devletlerinin kuyruk acısı ta
1071 yılın da Sultan Alpaslan’ın sayısı haçlılara karşı çok daha az olan
ordusuyla haçlıları mağlup edip, Anadolu’nun kapılarını Türk Milletine
açmış ve bu kritik olan coğrafyayı vatan yapmış olmasındandır. İşte ne
zaman haçlı sürülerine göre kutsal olan, bu topraklar İslam ve Türk
diyarı oldu. Cani Haçlıların da, Şark Meselesi diye davaları o gün
başlamış oldu.
Bu Şark Meselesini biraz açacak
olursak. Mesele şudur ki, Müslüman Türk Milletinin Anadolu’dan er veya
geç çıkartılarak, Ortaasya bozkırlarına hapsedilmesidir. PKK isimli
taşeron örgütü kullanan, günümüz haçlı devletlerinin asıl gayeleri
budur. Bunu gerçekleştirmek için her türlü yola başvurmaktadırlar. O
zaman ne yapmalıyız. Diyorum ki ya bu vatanı ve namusu onlara teslim
edip, Ortaasya bozkırlarına dönüp hapsolunacak ve tarihten silinip
kaybolunacak, ya da bedeli can, mal ve kan’ olsa da vatana ve namusa
sahip çıkılacaktır. Bir deyimle şehitler vermeye devam edilecektir.
Mücadele de devam edecekse ki edecektir. Etmelidir de.
Milletin de zaten başka bir çare ve çıkış yolu da yoktur. Hiç
kimse gücenip, darılıp demesin ki, vay efendim falancalar görevini
yapmıyor veya yapamıyor, yok efendim iktidar kasıtlı çalışmıyor. Vay
efendim Muhalefet İktidara destek çıkmıyor gibi hezeyanlar kesinlikle
boşunadır ve yanlıştır. İktidar da kim? Olursa olsun, Muhalefet’te de
kim? Olursa olsun. Hiç bir şey değişmez. Dünde değişmedi bugünde
değişmeyecektir.
Türk Millet’i bu kritik coğrafya da
var olduğu ve yaşadığı müddetçe bu topraklar da gözü olanlar Millet’i
rahat bırakmayacaklardır. İç ve dış düşmanlar her türlü kahpeliği
yapmaya devam edeceklerdir. Lütfen öyle çocuklar gibi ağlamanın ve
sızlamanın hiç kimseye faydası olmaz. Şimdiye kadar da olmamıştır.
Vatandaşlar şehit cenazelerinde sloganlar atarak, karşılıklı
küfürleşerek, neredeyse kardeşinin canını almaya yeltenerek,
birbirlerine diş bileyerek, enerjisini boşa sarf ederek, sen onu o seni
kötüleyerek yıpratmaya çalışarak ve Ülkede kargaşa ve kaos ortamı
oluşturarak terör bitmez. İş daha da çıkılmaz hal alır. Çünkü bin küsur
yıldır bitmemiştir ki bundan sonra bitsin. Biter ve bitiririm diyen
birisi varsa, vallahi de yalan söylemektedir.Billahi de yalan
söylemektedir. Bu koca yalan’a Millet inanmamalıdır.
Millet ve yetkililer tarafından asıl hedef PKK olarak seçilmemelidir.
Ebet’te silahlı mücadele kesintisiz devam etmelidir. Ancak gerçek hedef
örgütün arkasında ki haçlı devletleri olmalıdır. Eğer ki bunlarla
yapılacak mücadelede başarılı olunursa, terör tamamen bitmez ama biraz
hafifler ve Millet biraz nefes alır. Mesele bu kadar açık ve nettir.
Evet, ne yazıktır ki, bu memleket'te köşe başlarını tutmuş olan
zalim ve hainlerin ileri geri konuşmaları ve yazıp çizmeleri vardır
varda olacaktır. Bunların tesirin de kalmadan mücadele soğukkanlılıkla
sürdürülmelidir. Allah'ın izniyle Türk Millet’i bu kadar olumsuzluğa ve
karamsarlığa rağmen, bu topraklar da sonsuza kadar yaşayacak ve hiç bir
güç bu asil Milleti Ne Ortaasya bozkırlarına nede bir başka yere
süremeyecek ve kovamayacaktır. Yeter ki, şu bu demeden bir araya gelme,
sırt-sırta verme ve kucaklaşma başarılsın.
Şanlı
Türk Millet’i bir kez daha tekrar ediyorum. Canlar gidecek kanlar
akacaktır. Ayrıca şehit vermeler asırlar öncesi de olduğu gibi bundan
sonra da bitmeyecek ve Kıyamete kadar devam edecektir. Bundan böyle
evladım gitti, Çocuğum gitti, Eşim gitti ve Kocam şehit oldu diyerek,
Ağlamanın ve sızlanmanın Ne Millet’e nede Vatan’a ve nede ana ve
babalara hiçbir faydası olmamıştır.
Son söz olarak
diyorum ki, canlarınız, mallarınız ve evlatlarınız bu kadar tatlıysa ve
korkuyorsanız, o zaman buyurun terk edin bu toprakları ölümler ve
zulümler bitsin. Tabi ki biterse, acaba bunu isteyenler olur mu? Diye
düşünüyorum. Ha olabilir. Ama sayıları kaçtır. Merak etmekteyim. Ha olsa
bile gülünç bir sayı ortaya çıkar.
Ayrıca birde
memleketin aleyhinde hainane ve zalimane faaliyet gösterenlere
sesleniyorum. Ey; Soysuzlar. Sizler ne yaparsanız yapın. Hangi tezgâhı
kurarsanız kurun, Kimlere uşaklık yaparsanız yapın asil Türk Milleti
sizlere itibar etmeyecektir. Efendilerinizle birlikte sizleri mağlup
edecek ve bildiği yoldan geriye dönmeyecek yürümeye devam edecektir.
Yüce Türk Millet’i. Bundan bin küsur yıl öncede, analar ve babalar
aynen bugün olduğu gibi hiç gözlerini kıpmadan yavrularını vatan ve
Millet için şehit verdiler. Şimdi de yine onların torunları olan,
analar ve babalar gözlerini kırpmadan bağırlarına taş basarak,
evlatlarını şehit vermeye devam ediyorlar ve edeceklerdir de. Büyük Türk
Millet’i. Söylediklerimi hiç mi? Hiç aklından çıkartma. Karşında iki
seçenek var. Ya teslim olup, tarihten silineceksin. Ya da var olmak
için, dik durarak son nefese kadar mücadeleye devam edeceksin. Unutma!
Müslüman Türk'ün üçüncü bir yolu yoktur. Bu böyle biline…
Şair TAHMAZOĞLU